DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Dr.Mehmet SERTKAYA
Dr.Mehmet SERTKAYA
Giriş Tarihi : 13-09-2020 18:31

Korona Virüsü Nasıl Bilirdiniz?

Korona Virüsü Nasıl Bilirdiniz?

Kimsenin aklına gelir miydi böyle bir dünya? Her şey nasıl da akıp gidiyordu. Hayatımız hiç durmayan, bitmeyen koşuşturmaların peşindeydi. Günler su gibi akıp gidiyordu. Herkes işine bakıyordu, kimse kimsenin umurunda değildi sanki. Herkes farklı hesapların peşindeydi, her insanın kendine göre hedefleri, hayalleri vardı, her ülkenin de kendi çapında hedefleri vardı. Kimi ülkeler yüzyılların yarattığı baskı ve sömürgelerin etkisinden kurtulmaya çalışıyordu umut çırpınışlarıyla, kimi ülkeler yıkılmış, yeniden kurulmaya ve geride kalanlarla gemiyi yürütmeye çalışıyordu. Kimi ülkelerin kanı halen pompalanıyordu petrol diye, sebep olanlar çirkince gülsün diye. Ateş yağıyordu durmadan, kaçacak yerleri olmayan kimilerinin üzerine, feryat ediyorlardı sağır ve dilsiz dünyaya, kan ve gözyaşlarıyla. Ama kimi ülkelerin hedefleri büyüktü, dünyaya daha yakından hakim olmak gibi, her şeyi kontrol altına almak gibi, ülkeleri yıktırıp yeni devletler oluşturmak gibi. Sanki bir bilgisayar oyunu gibiydi onlar için, duygusuz ve acımasız. Hemcinslerinin ölmesi ya da yaşaması o kadar da önemli değildi onlar için, insani değerler de geçersizdi, ilahi değerler de.

 

Evet, bizim aklımıza gelmezdi dünyanın birden duracağı, havada kalakalacağı her şeyin bir anda film kesiti gibi, yeni sezonlarda kalan yerden devam etmek üzere. Ama birilerinin aklındaydı bütün bunlar, planlanmıştı, denenmek isteniyordu sanki bütün bu olup bitenler. Süper güçler birbirlerini suçlamaya başladı, virüsün sorumlusu olarak. Mutasyona uğramış, karakteri değişmiş bir virüs üretilmişti laboratuar ortamında, nasıl olsa aşısı bulunacaktı, ya da bulunmuştu ama pazarın çok daha büyümesi gerekiyordu, etkisinin ve tehlikesinin iyice anlaşılması gerekiyordu. Medya iyice korkutmalıydı bütün dünyayı, herkes etki altında kalmalıydı, hayat durmalıydı, herkes işini gücünü bırakıp virüsü, ölenleri, yoğun bakımda can çekenleri, sağlık sektörünün tükendiği son noktayı konuşmalıydı. Bütün fabrikalar durmalıydı, bütün insanlar evlerine hapsolmalıydı, insanlar hayatlarını eve sığdırmalıydı, herkes kendi kendine yetebilmenin yollarını öğrenmeliydi ve iyice sosyal medyaya kilitlenmeliydi, korkarak eğlenmeyi ve yaşamayı tecrübe etmeliydi. Her şey yön değiştirmeliydi, bütün eksenler kaymalıydı, bütün sektörler yeniden biçimlenmeliydi, yeni arayışlar aranmalıydı, çareler tükenmeliydi ama yeniden çırpınmalıydı bütün dünya.

 

İlk önce uzaktan bir ses gibi geldi haberler, sanki büyük bir bomba patlamıştı bir yerde ama sadece patladığı yeri etkileyecekti ve durulacaktı her şey, ya da sanki büyük bir deprem olmuştu dünyanın öbür ucundaki bir ülkede ama orası yeniden toparlanacaktı, kimi ülkeler yardıma koşacaktı belki de. Yaralar sarılacaktı ve her şey eskisi gibi olacaktı. Ama öyle olmadı, yavaş yavaş diğer ülkelerden de sesler gelmeye başladı, ölümler bildirildi, derken diğer bir ülkede. Her gün yeni ülkeler ekleniyordu bu duruma. Çok kısa bir sürede bütün dünya etki altına girdi, hastalık bu süreçte tanımlanmaya, tanınmaya ve isimlendirilmeye çalışılıyordu. İlk olarak 2019’da ortaya çıktığı için, ismi COVID-19 diye anıldı bu görünmez canavarın. Ama 2020’yi darmadağın eden 2019 doğumlu bir canavardı bu. Artık herkes panik halindeydi, araştırmalar yapılıyor, sağlık sektörü gözden geçiriliyor, maske ve dezenfektanlar durmadan üretiliyor, ventilatör cihazları yetmiyor ve bu arada ülkemizde de üretilmeye başlanıyor, tabi ki bu bizim gururumuzu tavan yapan gelişmelerden biriydi, korona virüs üzerine makaleler hemen derleniyor, bütün haberler, bütün yazılar korona virüsten bahsediyor. Yani kısacası bütün dünya korona virüsle yatıp, korona virüsle kalkıyordu.

 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlar, vatanlarına hücum etmeye başladı. Sanki herkesin kendi ülkesine dönmesi mecburiydi, ölünecekse anavatanda ölünmeliydi ama virüsü anne babasına, bütün eş dost ve akrabalarına ve ülkesine hediye etme pahasına. Uçuşlar iptal ediliyordu ama ne hikmetse herkes ya ülkesine postalanıyor, ya da kendi istekleriyle vatan hasretlerini giderme isteği mi diyelim, ülkemizde ölelim düşüncesi mi diyelim, koşa koşa, apar topar havaalanlarına koşuyordu. Tabii ki böyle olmalıydı, yoksa virüs nasıl yayılacaktı her yere, her ülke nasıl bulaş altına girecekti. Bardakta durduğu gibi durmuyordu bu virüs, son hızla yayılıyordu ulaştığı ülkeye vatanseverler vasıtasıyla. Bizim ülkemizde de başladı ilk önce büyük şehirlerde. Ama ülke içinde de herkes yine ne hikmetse kendi iline, kendi ilçesine hatta köyüne akın etti, yıllardır hasret kalmışlardı, bu da sebep oldu virüsü büyük şehirlerden ülkenin en ücra köylerine taşımaya. Bu süreçte yaşamını herkes olduğu yerde devam etmeye çalışsaydı, virüsün kendisiyle beraber gelip anne babasına ve bütün şehre bulaşacağını hesap etseydi ve yolculuktan kesinlikle sakınsaydı, belki de bazı illere hiç bulaşmayacaktı, ama kim nerden bilecekti değil mi?

 

Bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de okullar tatil edildi, fabrikalar kapatıldı, kamu kurumları tatil edildi, davalar ertelendi, üretimler durduruldu ya da en asgari seviyeye çekildi. Sokağa çıkma yasakları getirildi ama, hafta sonları insanlar akın akın pikniğe gitti, temiz hava iyi gelir babından piknik yerlerinde oturacak yer kalmadı, mangallar yakıldı virüsü yakar gibi, maskeler zorunlu kılındı, ama genellikle bu gitgide kol seviyesine ve arka ceplere kadar düşürüldü, bununla ilgili medyada bol bol malzeme üretildi, düğünler ve taziyeler iptal edildi, ama çok önemli kişilerin düğünleri ve taziyeleri, virüs te kimmiş der gibi, akraba arasında ya da izdihamlı bir şekilde yapıldı. Eğitim faaliyetlerine internet üzerinden büyük çabalar sonucunda devam edildi, ama aileler de öğrenciler de sinir krizleri geçirdi. Balkonlardan türküler yakıldı duman duman. En yüksek risk grubunda olan ve bu süreçte ara vermeden çalışması zorunlu ve mecburi olan sağlık çalışanlarının emeği bütün dünya tarafından fark edildi ve günlerce gecelerce alkışlar tutuldu balkonlardan. Ama bir yandan da sağlık çalışanlarından ölenlerin haberleri içler ağlatıyordu, çocuklarını günlerce göremeden hasret tütenler oluyordu buram buram.

 

Alkışlar ve moraller eşliğinde sağlık çalışanlarına yüksek maaşlar vaat ediliyordu bir yandan, ama gerçekte bu sadece yoğun bakım çalışanlarına ve korona virüs hastalarına bakan personele indirgendi, bu da kısa süreli oldu. Koronalı hastayı ameliyat ediyorsun, poliklinikte muayene ediyorsun, acilden yatırıyorsun nöbette, serviste takip te ediyorsun, bazen de koronalı olduğundan bile haberin olmuyor ama, yine de sen koronalı hasta takip eden gruptan sayılmıyorsun. Eskisinden daha az almaya başladı nerdeyse herkes. Ama alkışlar sağlık çalışanlarını çok mutlu etmişti oysa ki, canımızı kurtarsak iyi diyoruz artık, Allah Kerimdir, vardır bunun da bir hikmeti. Çok maaş alınıyor görünmek te iyidir belki, ne de olsa yalan dünya. Her şey psikolojik, değil mi zaten.

 

Poliklinikler devam etti asgari seviyede, ama nedense evde kalma sürecinde canı sıkılan insanlarımızın eski yaraları deşildi, kaşınmaya başladı, şimdiye kadar önemsemediği hastalıklar önemli gelmeye başladı, yirmi otuz yıllık biriktirdiği yağ bezeleri gözünde büyüdü, kıl dönmeleri iyice döndü, mideler gazla doldu ve evde beklemekten ekşimeye başladı, tırnaklar iyice battı, estetik kaygıları iyice arttı, kilolar fark edildi, çek ap ihtiyaçları hasıl oldu, kasık fıtıkları evde yatmaktan ve of çekmekten iyice büyüdü ve ameliyat isteği doğdu. Normal zamanlarda ameliyattan korkan ve kaçan hastalarımız, ne hikmetse ısrarla ameliyat isteklerini belirtti ama, hepsini de geri tepmek için durumu beş altı defa anlatmak zorunda kaldık. Poliklinik sayıları böyle önemli ve acil durumlar nedeniyle çok arttı ve virüsün yüzünü güldürdü. Sağlık çalışanları boş durmasın babından, hastaneye gitmişken, ne de olsa nöbet tutmuşken çalışsınlar, paralarını hak etsinler, bizim vergimizden maaş alıyorlar babından, bir de makine soğumasın yoksa aküsü biter değil mi, ama birilerinin aküsünü de hakikaten çalmışlar gibi.

 

Koronalı hasta ölüyor, yüz kişi hastaneye saldırıyor, sağlık çalışanlarını, güvenlik görevlilerini dövüyor, hastaneye zarar veriyor, camlar yere indiriliyor. Koronalı hastasını ziyaret edemiyor ya da haber alamıyor diye, güvenliğe çatanlar, hakaretler yağdıranlar oluyor. Ama halen sağlıkta şiddete karşı yaptırımlar işe yaramıyor, böyle günlerde bile. Ama olsun biz alkışımızı peşin almıştık zaten günlerce, artık gam yemeyiz. Karantinadaki adamlar dışarıda orda burada geziyor, düğünlere bile gidiyor, taziye ziyaretine gitmese ayıp oluyor. Hastanede korona şüphesi nedeniyle test sonucunu bekleyen hasta, kaşla göz arasında uzun süredir görmediği yaşlı ve birçok hastalığı olan akrabasını ziyaret ediyor, sonra da kendi testi pozitif çıkıyor ve yoğun bakımda entübe halde takip ediliyor. İnsanların bir kısmı daha önceki hayatında gezmediği kadar bu günlerde geziyor orda burada çarşıda, ama maskesi de tedbir amaçlı kolunda, şarjör dolu, koronayı görse maskeyi atacak üstüne. Sosyal mesafeli düğünler devam ediyor uzaktan halaylı, giderek kaynaşmalar. Herkes ne hikmetse maskeli giriyor içeriye, ama bir süre sonra maskenin bağları çözülüyor, ya da çeneye iniyor, muhabbetler koyulaşıyor, sigaralar yakılıyor, bütün eski anılar tazeleniyor, tabi ya bu koronanın da bir insafı vardır herhalde, bu kadar samimiyete şey yani müdahale edecek değil ya, koronalarımız da aralarında sohbet ediyor, senin koronan sana benim koronam bana yani. Nerdeyse boynuna tasma takıp gezdireceğiz koronalarımızı.

 

Korona pandemi sürecinin başlangıcı biraz iyi gidiyordu, yasaklar, tedbirler, izolasyonlar, karantinalar, dezenfeksiyon çalışmaları vs. Nerdeyse bitecek diyorduk artık. Ama ne olduysa birden sanki hurra herkes dışarı çıktı, tatillere gidenler, ülke turları yapanlar mı dersin, düğün dernek yapanlar mı dersin, aldı başını gitti. Kimi rüyasında sumak gördü, kimi aksakallı dede gördü ve tedavi kürlerini servis etti. Kimi okuyup üfledi koronaya, kimi de beddualar etti. Ama hangisi işe yaradı halen bilemiyoruz. Durun bakiyim, daha korona çıkaran şeyhler, tarikatlar türeyecek, korona dansları çıkacak. Biz bu koronayla çoook dalga geçtik çok. Bazı ülkelerde evde kalmak istemiyoruz gösterileri yapıldı, isyanlar baş gösterdi. Bazı ülkelerin başkanları da alay etmişti koronayla, hemen yeneriz demişti, hatta birisi herkesle ısrarla tokalaşmıştı hastaneyi ziyaretinde ve sonra da hastanelik oldu koronadan. Bazı ülkeler de korona diye bir hastalığı inkar etti, yoksaydı, normal bir soğuk algınlığı ismini koydu. 

 

Doğrudur, biz kabul ettik korona virüs hastalığını, hatta bağrımıza bastık, bir süre iyi korunduk ama artık ne olacaksak olalım dedik, kapacaksak kapalım dedik, saldık kendimizi gidiyoruz. Artık şikayeti olanların hepsine test bile yapmıyoruz, artık herkesi hastanede de takip etmiyoruz. Belki de insanlar bundan sonra hastane yerine, koronacı hocalara gidecek, olamaz mı. Cinci hocaların korona sertifikası almalarına ne kaldı şunun şurasında. Ama önceki korona pozitif hastalar, sadece pozitif oldukları için bile hastanede yattı, mecburen hem izole edilmeliydi, hem de takip edilmeliydi hastanede, çünkü yayılmayı önlemeliydik, hastalığın da nereye gideceğini kestiremiyorduk. Ama artık hastalık almış başını gidiyor vatandaşlarımızın sıkı tedbirlerinden dolayı. Hem hastalığın seyrini de artık biliyoruz değil mi, işimiz çok kolaylaştı, ya hastalığı atlatacaksın, ya da öleceksin, yani üçüncü bir şık yok, o yüzden artık korkmaya da gerek yok, ya üçüncü bir şık olsaydı, belki daha kötü olurdu değil mi. Belki de, üçüncü şık olarak aklımızı yitirdik de farkında değiliz, olamaz mı. Allah bize akıl fikir versin, gerçekten dünyaca çok zor durumdayız. 

 

Korona virüs ekonomimizi nasıl etkiledi acaba. Ev fiyatları 2 kat, araba fiyatları 4 kat arttı, diğer şeyleri merak etmiyorum zaten, benim hobim ev ve araba, arabaları koyacak yer bulamıyoruz evde, bizim çocuk her gün bir araba değiştiriyor, evin içinde her odada arabalar değiyor ayağıma, bazen de yerden kesiyor ayaklarımı, ama maaşlarımız ve vergilerimiz sabit kaldı, yani o da artsaydı, hesap kitap hayli zor olacaktı, en azından onu aklımızda tutabiliyoruz, çünkü ev, arsa, araba fiyatlarını takip etmek artık çok zor, her gün değişiyor. Yani korona virüsün burada bize vermek istediği mesaj gayet belli arkadaşlar. Korona diyor ki, nasıl olsa sizi tutacağım bir yerde, o zaman göstereceğim size anyayı konyayı, oturun oturduğunuz yerde, millet can derdinde siz düşmüşsünüz mal derdine, yok arabaymış, yok daha lüksüymüş, yok bilmem evmiş, arsaymış, ne yapacaksın ki, zaten ölme ihtimalin artık yüzde 50, ekmek bulduğuna şükret, otur oturduğun yerde. Artık doları, avroyu, altını falan da merak etmeyin yani, mezara mı götüreceksiniz, öbür tarafta almıyorlar zaten, oturun diyorum size oturun. Ben demiyorum arkadaşlar, resmen korona böyle diyor.

 

Peki, bundan sonra ne olacak, bileniniz var mı? Bunu da başka zaman konuşalım bence, hepimiz çok yorulduk tartışmaktan. Hepinizin cümle koronasını Allaha havale ediyorum arkadaşlar. Allaha emanet olun.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor513
  • 2Fenerbahçe511
  • 3Fatih Karagümrük58
  • 4Antalyaspor58
  • 5BB Erzurumspor47
  • 6Galatasaray57
  • 7Sivasspor47
  • 8Kasımpaşa57
  • 9Hatayspor47
  • 10Göztepe56
  • 11Konyaspor46
  • 12Kayserispor56
  • 13Çaykur Rizespor55
  • 14Trabzonspor55
  • 15Yeni Malatyaspor55
  • 16Denizlispor55
  • 17Gaziantep FK54
  • 18Beşiktaş44
  • 19Gençlerbirliği44
  • 20Başakşehir FK54
  • 21MKE Ankaragücü41
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
2019-2020 Lig Şampiyonu Hangi Takım Olur?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA